Anaia - Kadıkalesinin de yer aldığı Kuşadası ve çevresi olarak   tanımlanabilecek bölge, Kuzeyde Ephesos, Güneyde ise Miletos   Kentleriyle sınırlanmış kıyı şeritini kapsamaktadır. Küçük Menderes   (Kaystros) ile Büyük Menderes (Meandros) nehirleri arasındaki  sahil   ve hinterlandı  da aynı alan için benzer bir tanımlamadır.

Kadıkalesi – Anaia ören yerinde olduğu gibi son yıllarda değişik alanlarda yapılan bir çok kazı ve yüzey araştırması bölgenin ilk iskan tarihini Neolitik çağa, yani yaklaşık günümüzden 10 bin yıl öncesine kadar götürmektedir.

Anaia – Kadıkalesinden başka, kazısı yapılmış yada halen yapılmakta olan bölgedeki

Prehistorik yerleşimlere örnek olarak; Selçuk/Ephesos - Arvalya,Çukuriçi ve Ayasuluk höyükleri, Miletos - Kilikli tepe, Didim - Tavşan adası verilebilir. Ayrıca kazısı henüz yapılmamış Kuşadası / Gökçealan - Tepetarla höyük,Ortaklar - Havutçulu höyük ve 70 yıllarda kısa süre kazı çalışmaları yapılmış Kuşadası Pygalea ve Kuşadası Yılancıburnu yerleşimleride bölgenin erken dönem yerleşimlerindendir.

Bölgenin 2.bin tarihine kısa bir bakış yaparsak, bir çok arkeolojik alandaki kazılarda  Myken seramiklerine sıklıkla rastlanmaktadır. Öte yandan aynı dönemde  başkenti Apasas (Ephesos) olan Arzawa Krallığının Ege Denizi’ni kontrol etmek isteyen Hitit Devleti’tarafından  ortadan kaldırıldığını, yerinde oluşturulan Hitit uydusu yönetimlerden Mira Beyliğinin bölgeyi İ.Ö.1200 tarihlerine kadar kontrol ettiğini biliyoruz.

Bölgeye kıta Yunanistandandan gelen Myken ler ile Hititler arasında ki ticari ve sosyal ilişkilere ait arkeoljik kanıtlar çok olmasada Anaia – Kadıkalesinde bulunan Hittit heykelciği gibi buluntular bölgenin 2. bin yıl tarihi için yeni açılımlar sunmaktadır.

M.Ö 11.yy. da başlıyan Hellen kolonizasyonu içinde bölge önemlidir.

Kuşadası çevresinde Ephesos, Samos, Priene, Miletos gibi önemli Ion kentleri bulunmaktadır. Antik çağda batı Anadolu kıyısının İzmir ve Mandalia Körfezleri arasında bulunan  bölümü, Samos  ve Sakız Adalarıyla birlikte İona olarak tanımlanan bölgeyi oluşturmaktadır.  Heredotos tarafından bildirilen 12  Ion kenti Miletos, Myus, Priene, Ephesos, Kolophon, Teos, Lebedos, Erythrai, Klazomenai, Phokaia ve Samos ile Chios adalarıdır.

Panionion'un kurulduğu ilk günden başlayarak, İon kentlerinin gelişmesini sağlayan merkezi bir örgüt yaratılmıştır. Bu birlik sayesinde İon lar yalnız dünya tarihindeki en parlak kültürlerden birini yaratmakla kalmamış, aynı zamanda politik birleşmelerini de sağlayarak yerleşme bölgelerini ve etki alanlarını genişletmişlerdir.

İon kentlerinin en parlak dönemi, M.Ö. 7. yüzyılın ikinci yarısında kolonilerin kurulmasından sonra başlamış ve bu dönemde  Ionia merkezleri bilim, felsefe, mimari, heykeltıraşlık gibi birçok konuda öncülük etmiştir. Bilim ve felsefe tarihini temel taşlarını oluşturan Tales, Pythegoras, Aneximenes, Aneximandros, Bias, Herakleitos gibi önemli şahsiyetler Ionialı dır.

Kuşadası yakın çevresinde büyük bir Ion kentinin bulunmamasının sebeplerinden en önemlisi bu bölgenin her zaman Samos’a kısmende Ephesosa bağlı olmasıdır. Bununla birlikte Anaia ve, Strabonun bahsettiği 12 Ion kentinin kutsal toplanma merkezi Panionion, Neapolis, Marathesion ve Pygelea Kuşadası ve yakın çevresindeki  bu dönemde iskan görmüş yerleşim yerleridir.

Sahip olduğu zenginlik, bereketli topraklar, stratejik, konum ve önemli ticaret limanlarıyla bölge herzaman hakim güçlerin ilgisini çekmiştir.




 

M:Ö. 6.yy.da Pers egemenliğine giren bölge,M.Ö. 334 de Büyük İskenderin Persleri yenmesiyle Pers istilasından kurtuldu.İskenderin ölümünden sonra kısa bir süre Bergama krallığını egemenliğindeki kalan  bölgeye M.Ö. 2 yy.da Romalılar egemen oldular.Roma döneminde zenginleşen ve refaha kavuşan bölgede, Ephesos Asyadaki en büyük Roma kenti olmuştur.

Hristiyanlığın ilk yıllarında, Meryem Ana nın ve havarilerden St.Jean'ın Ephesos ‘a gelip yerleşmesiyle bölge önemli bir dini merkez haline gelir. Anaia da Miletos gibi Hristyanlık çağında önemli Piskoposluk merkezidir, Bölge, Roma imparatorluğunu yıkılışı ile Doğu Roma Bizans İmparatorluğu egemenliğine girmiştir.Zaman içerisinde Küçükmenderesin getirdiği alüviyonlarla  limanı dolan Ephesos ticari önemini kaybetmeye başlamıştır.Bu dönemde Anaia ve Balat limanları öne çıkmaktadır.

1086'da I. Süleymanşah'ın bölgeyi Selçuklu Devleti 'ne katmasıyla Türk egemenliği başlar. Bölge, bu devirde kervan yollarının Ege'ye açılan bir ihraç kapısı olmuştur. Ancak Selçuklu Devleti'nin egemenliği 1. Haçlı Seferleri nedeniyle kısa sürdü ve yeniden Bizans'ın eline geçti. 1280'lerin sonunda Menteşeoğulları,1397-1402 arasında Osmanlıların egemenliğine girdi. 1402-1425 arası yeniden Aydınoğulları'nın eline geçtiyse de 1425'te Osmanlılar bölgeyi kesinlikle ele geçirir.

Bu günkü Kuşadası kenti, kesin tarihi tam olarak bilinmesede Anaia limanı önemini yitirdikten sonra İtalyan Tacirler tarafından Scala Nova (yeni liman) adıyla 13 - 14. yy. da kurulmuş olmalıdır.

Kuşadası kenti, 1413 yılında 1.Mehmet (Çelebi) tarafından Osmanlı egemenliğine katılmıştır. Bu tarihten sonra, şehir tamamen Türklerin elinde kalmış ve Türklerin yaptığı eserlerle dolmaya başlamıştır. Bunlardan bugünkü Kervansaray ve Kuşadası'nı çeviren surlar,  17.yy da Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. 19 yy.la kadar önemli bir ticari liman olmaya devam eden Kuşadası, İzmir – Aydın demir yolunun yapılması ile   iç bölgelere gidecek yada oradan gelecek ticari malların kervan yerine  trenlerle taşınmaya başlaması ve bunun sonucu hızla gelişen İzmir limanı karşısında önemini yitirmiştir.

Kuşadası, 1. Dünya savaşından sonra 1919-1921 yılları arasında İtalya'nın, onların çekilmesiyle Yunanistan'ın işgaline girdi ve 7 Eylül 1922'de düşman işgalinden kurtuldu.

  Kuşadası ve yakın çevresindeki önemli  tarihi yerleşimler, eserler, yapılar.