Kazı Tarihcesi

2001 yılında Kadıkalesi’nde başlatılan kazılar Batı Anadolu arkeolojisine yeni veriler kazandırırken,  yakın çevresinin doğal güzelliğine tarihi güzellikler katmaktadır.

Çevrede yaşayanlar için bir zamanların “yılanlı kalesi” kazı çalışmalarıyla giderek yılanlarından ve  “yan kesicilerin kirli işlerinden” de arınmıştır. Zira Kadıkalesi’nde 2001’deki çalışmaların ilk buluntuları yerli ve yabancı ziyaretçilerden çalınıp buraya atılmış cüzdanlar, kredi kartları, kimlikler olmuştu. Yine ilk yıllarda arkeolojik çalışmalardan önce açılmış çok sayıda kaçak kazı çukuruna rastlanılmıştır.

Kadıkalesi’nden çıkarılıp pazarlanan kültür varlıklarının sayılarını ve neler olduklarını bilmiyoruz ama bunca yerleşimin ortasındaki bir tarih mirasının yağmalanması bilimsel kazıların başlamasıyla son bulmuştur.


Bunun için Kadıkalesi çevre için günlük yaşamın bir engeli değil, yazlık sitelerin göğsündeki tarihi bir mücevher olarak düşünülmelidir.



 

2001 yılından bu yanaProf.Dr.Zeynep Mercangöz başkanlığında baslayan Kadıkalesı bılımsel kazıları Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Kuşadası Belediyesinin destekleri ile çalışmalarını sürdürmektedir

 

 

 

 



 


                                     Kazılar


Kadıkalesi, görkemli burçlarına rağmen daha ikinci yılında ortaya çıkarılan bir mescit ve Hitit döneminden bir bronz figürün ile birlikte sadece bir Ortaçağ savunma yapısı olmadığını ortaya koymuştur.

Kalkolitik Çağdan ,Bizans a kadar  çok geniş bir zaman aralığında zengin buluntu veren  Höyük Batı Anadolu arkeolojisi için önemli bir merkez konumundadır.

.


 


 
 
   
 
 

 
 

 
 

Ele geçen veriler, alandaki iskanın Kalkolıtık Döneme kadar gerilere gittiğini göstermektedir.

Kale ıcınde yapılan çalısmalarda Bizans dönemine ait olduğu düşünülen işlikler, sarnıç ve sapeller ortaya cıkarılmıstır.

Daha ilk kazı sezonunda, Kadıkalesi/Anaia’nın, özellikle orta Bizans döneminde, limanı denetleyen etrafı sivil konutlarla dolu bir kalekent, içinde çeşitli alanlarda üretim yapılan bir ticaret merkezi ve başkent Konstantinopolis’teki ve çevresindeki piskoposluklarla yakın ilişki içerisindeki önemli bir piskoposluk merkezi olduğu görülmüştür.

Kalenin içinde 2005 yılında açmaya başladığımız anıtsal bir kilise ve görkemli alt yapısı Anaia'nın Bizans dönemındekı önemini göstermektedir.

Nerdeyse Bizans başkenti Konstantinopolis’le boy ölçüşen boyut ve görkemde bir yapı, son derece alımlı taş eserleri ve duvar resimleri ve son derece lüks çanak-çömlek ve cam buluntular bu gösterişli yaşamın kanıtlarıdır.

Kazılarda ortaya çıkan sayısız üretim atığı ve kullanım kaplarına ilişkin seramik ve cam buluntular, Anaia'nın bır uretım ve tıcaret merkezı oldugunu ortaya koymuştur.

Bugüne dek yaptığımız çalışmalar da tüm Akdeniz çanağındaki Ortaçağ yerleşimleriyle ilişkili deniz aşırı alış verişin belgelerini ortaya koymaktadır. Öyle ki Bizans’ın Konstantinopolis, Korinthos gibi önemli merkezlerinden buraya getirilmiş ürünlerin yanında yoğun İslam seramikleri Ortaçağın ticaret dünyasının günümüz küreselliğini aratmayacak düzeyde olduğunu kanıtlar.

Tüm bunların yanında, buraya önemli belgelerin gönderildiğini gösteren Bizans kurşun mühürlerinın bir imparatoriçe, patrik, Bizans sarayının ve kilisesinin ileri gelenlerine ait olması, iıne bulunan fildişi ikonar ve tas ikona kalıbı ise Kadıkalesi’nde oldukça önemli bir yerleşimin varlığını gösterir. Yazılı kaynaklardan tüm Bizans çağında piskoposluk merkezi olduğunu bildiğimiz Anaia 13. yüzyılda baş piskoposluğa yükselmiş; Bizans topraklarının büyük bir kısmı Türklerin eline geçtiği Batı Anadolu’daki Bizans devletinin gümrük kapısı olmuştu.

Özellikle 13. yüzyılda bu Bizans taşrasında üretilen ve Anaia limanı aracılığı ile deniz aşırı ticareti yapılan seramiklere ilişkin olarak, Kadıkalesi’nin çok büyük ve önemli üretim merkezinin varlığını söylemek mümkündür.